GÜNCELLEME DEVAM EDİYOR...
Web sitemizde güncelleme ve yeniden yapılandırma çalışmaları devam etmektedir. Çok kısa süre sonra yeni özelliklerle beraber sizlerle olacağız.
Teletrade Piyasa
Altın'ın Tahtı Sağlam
Global ekonomik kriz olanca hızıyla büyüyerek dünya ticaretini tehdit altına almaktadır. Avrupa’ nın içinde bulunduğu borç krizi ve dünyanın en büyük ekonomisi olan A.B.D’ nin yaşadığı resesyon risklerini buna örnek olarak gösterebiliriz. Dünya dengelerinin değişime başladığı bu sancılı dönem de güvenli liman olarak göze çarpan enstrüman altın yükselişine 2005 ‘in 3. çeyreğin de başlamış oldu.
Avrupa da euro bölgesinin borç krizi dünya ekonomisi için önemli derece de risk iştahını tetikliyor. Politika ve yasa yapıcılar bu krizi kendi sorumluluklarından kaçıp üzerilerine almaması durumu daha çıkılmaz bir hal almasına neden olur. Avrupa merkez bankasının elinde ki en önemli silahlardan biri de faizdi. Başkanlık devir tesliminden sonra koltuğuna oturan ‘Süper Mario’ lakaplı Mario Draghi bu silahı iyi kullanamadı ve iki defa 0,25’ lik faiz indirim kararına giderek faiz oranını % 1’ e indirdi. “AMB’ nin parasal politikalarla bir yere kadar destek olacağını” beyan eden Draghi “istihdam taleplerinin artması bununla birlikte ekonomiyi canlandıracak teşviklerin euro bölgesi ülkelerin hükümetlerinin elin de bulunduğunu” açıkladı. Bankacılık sektörüne Avrupa Finansal İstikrar Fonu (EFSF)’ nun verdiği destekler de yetersiz kaldı. Çünkü İtalya, Portekiz ve Yunanistan bankalarının sermaye artırımları mevcut açığı kapatmaya yetmedi. Avrupa bu ekonomik krizi bir hayli zor ve uzun zaman harcayarak geçirmeye çalışacağı piyasalar tarafından bilinmekte.
A.B.D. ise eski Başkan George W. Bush zamanın da patlak veren Mortgage krizi ile başlayan Lehman Brothers’ la devam eden ve Irak savaşıyla gün yüzüne çıkan ekonomik krizi atlatmakla uğraşmakta. Tarihinin sayalı krizlerinden bir tanesini yaşayan A.B.D. rezerv para olma avantajını bile sorgulanır hale getiriyor. Bunu Rusya başbakan’ı Vladmir Putin’ in “A.B.D. dünya ekonomisi üzerin de bir parazittir.” beyanatından anlayabiliyoruz. Başkan Barack Obama’ nın gelmesiyle ekonomi yavaş da olsa toparlanma sürecine girdiğini son gelen verilerden görüyoruz. A.B.D. tarihinde ki rekor işsizlik seviyelerinden dönmesi ve dış ticaret açığının durması bunlara birer örnek olabilir.
Ekonomin kötüyse “savaş çıkar ve sömür” politikası bu sefer İran’ da işe yarayacak mı hep birlikte görücez. Bu güncel olaylar karşısın da değerli metaller güvenli bir sığınak olarak karşımıza çıkıyor. Tabi ülkemizde altına olan talep gün geçtikçe hızlı bir artış içine girdi. Bankalarda ki altın hesabından tutun da kuyumcularda ki çeyrek altına kadar yatırım çeşitleri bir hayli fazlalaştı. “Gr. Altın mı? Altın hesabı mı?” sorusu karşımıza çıktı. Türk toplumunun adet ve ananelerine göre altın hep süs ve gösteriş olarak kullanılmıştır. Biz Türkler herhalde en fazla yastık altın da bu değerli metali saklayan millet unvanına sahibiz. Kimilerimiz kuyumcudan altın fiyatlarının düştüğünü duyduğu anda belirli birikimini altın alarak değerlendirir. Daha sonra fiyatlar yükselişe geçtiğinde de gider tekrar kuyumcuya bunu satar karını alır. Tabi bu da yatırım yapmanın bir türüdür. Bunu günümüze uyarlayan banklar altın hesabı ile yatırımcılara kolaylık sağlamaya çalışıyorlar. Nedir peki bu yatırım şekli? Şöyle anlatayım; siz bir bankaya gidiyorsunuz, bu banka da vadesiz hesap açtırdıktan sonra bankanın size sunmuş olduğu altın üzerine yatırım çeşitlerini inceliyorsunuz? Yani size o günün dünya da altın ons fiyatından gr. altın alımı yapılıyor. Dünya da altın fiyatları çıktıkça sizin yatırımınız katlanıyor. Bu hesapta en düşük altın alım miktarı 5 gr. olarak uygulanıyor. Yarım ve cumhuriyet altının da ise adet olarak sınır olmaksızın alım yapılabiliyor. Ayrıca gelir vergisinden de muaf tutuluyor. Yapmış olduğunuz altın yatırımınızı hem saklama derdi yok hem de bozdurmak istediğiniz de yüksek spread farkı ödemiyorsunuz. Bu yatırımı aracı kurumlardan da sağlamak mümkün. Aracı kurumlar da ise bu spread farkları daha da düşük olabiliyor.
Gelişmekte olan ülkelerin altına olan talebi 2012’ de %40 oranın da artış göstermesi bekleniyor. Çin ise bu yıl Hindistan’ın da önüne geçerek dünya altın tüketiminin % 50 sini tek başına yapma potansiyelini elinde bulunduruyor. Altın çıkaran firmalar Güney Afrika’ daki madenlerin riskli olmaları nedeniyle, % 4 oranına varan bakır şirketlerine olan alım talepleri göze çarpıyor. Yani altın değerine değer katarak dünya sahnesindeki tahtından aşağıya kolay kolay inmeyecek gibi duruyor.
Hüsnü ALP
TeleTrade Antalya
2012 Avrupa İçin Kötü mü Olur, yoksa Kötü mü Olur ?
Şu an bulunduğumuz Ocak ayından 2012 yılına kuş bakışı bakalım. ABD ekonomisinin yılın en iyi toparlamasını yapacağı konusunda hemen hemen herkesin hem fikir olduğunu görüyoruz. Bu sebeple Dolar Endeksi hemen hemen tüm para birimleri karşısında değer kazanmaya devam ediyor. Korku ya da Volatilite endeksi olarak adlandırılan VIX endeksi de gerilemiş durumda. Peki ya Avrupa’da ne olacak? Euro dolar karşısında vites büyütebilecek mi veya başka bir deyişle Avrupa bu vebadan kurtulmak için gerçekleştireceği ekonomik reformlar işe yarayacak mı? şeklinde tezahür eden sorular, aslında 2012’nin ne kadar zorlu bir yıl olacağını destekler nitelikte. Euro değer kaybetmeye devam ediyor. Sadece Amerikan Dolarına değil, Japon Yenine ve hatta İngiliz Sterlinine karşı da. Siz de taktir edersiniz ki bu değer kaybı kimseyi şaşırtmayacak gibi görünüyor.
Biraz da 2012’nin en büyük kabusu olma ihtimali olan Çin’den bahsedelim. Son 10 yıldır çok hızlı büyüyen ve dünyanın 2. büyük ekonomisi olan Çin’de yatırımcılar, ekonomide ciddi balonlar oluştuğundan ve bunların da bu sene patlayacağından korkuyor. 17 Ocak’ta açıklanan Çin’deki ekonomik büyümenin %8.9 olması, son 2 yılın en düşük seviyesine inmesi de bu balonun patlayacağını destekleyen en önemli gösterge.
1929 bunalımından sonra şirketlerin kredi derecelendirilmesi, 1984’ten sonraki Latin Amerika krizinden sonra da ülkelerin kredi derecelendirilmesi önemli bir araç olmaya başladı. Kredi derecelendirme kuruluşlarının amacı; her küçük yatırımcı parasını yatırırken şirketin muhasebe bilgisi ve diğer bilgilere sahip olmadığı için, kredi derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlarla yatırım kararları alıyorlar. Aynı şey ülkeler için de geçerli. Bugünlerde ise piyasaların kulak kabarttığı taraf uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P oldu. Kriz başladığından beri 'AB'nin direksyonunda Almanya ile beraber biz varız' şeklinde bir hava yaratan Sarkozy'nin Fransa'sının bir anlamda maskesi düştü ve S&P notu Fransa'ya; sen Almanya ile aşık atamazsın, dikkat etmezsen sonun İtalya gibi olabilir' mesajını verdi. Bu noktadan sonra Sarkozy'nin AB kurtarma planlarının da inandırıcılığı ciddi riske girmiştir.
Peki 2012’de bizi neler bekliyor? 2009’dan bu yana Amerika’da, Avrupa’da ve hatta İngiltere’de uygulanan parasal genişleme politikasında artık son noktaya gelindiğini düşünüyorum. Çünkü bunun sonucunda enflasyonun fırlaması gerçeğiyle karşı karşıya kalınıyor. Yine önderliğini ABD’nin yaptığı, tıkanan mali durumun işlerlik kazanması için özel sektörün borçlarının kamuya aktarılması olarak çalışan politikada da sona gelinmiştir. ABD’de kamu borcu %100’lere ulaşmış, Avrupa’da ise birçok ülkenin borcunun, Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranı da %100 sınırını aşmış durumda. Yani kamunun kendini taşıyacak hali yok ki özel sektörü fonlasın.
Yazımızı Yunanistan konusuyla sonlandırmamız gerekecek çünkü şu an için kritik olan konulardan biri Yunanistan. Cuma günü Yunanistan’ın IMF ile borç yapılandırma görüşmeleri sonuçlanacak. Yunanistan’ın ilk aldığı kaynağın arkasından EFSF’den kendisine aktarılacak olan 139 milyar Euro’yu alabilirse, bundan sonraki ödemelerinde problem olmayacağı kanısına varılmıştı. Ancak bunun gerçekleşmesi için Troyka (Avrupa Merkez Bankası, IMF ve Avrupa Birliği) arasında bir anlaşma sağlanması ve özel sektörün de katılımı ile Yunanistan’ın hali hazırdaki tahvil ödemelerinde hair cut (iskontolar) olmalıdır. Yani artık, özel sektörün elini taşın altına koyması gerekir. Eğer plan başarıyla uygulanırsa; Troyka ve Yunanistan hükümeti ileriye dönük bütçe kesintileri konusu üzerinde duracak. Yani özel sektör yatırımcısının %70’lere varan iskontoyu kabul etmesi istenecek. Bunlar olduğu taktirde Yunanistan’ın kasası boş kalmayacak. Cuma günü önemli. Görüşmelere katılan özel sektör temsilcileri ne kadarlık bir 'haircut'ı kabul ediyolar, hangi şartlarla kabul ediyorlar bunları bir nebze öğrenebileceğiz. Ancak sonuç olumlu olursa yani özel sektör temsilcileriyle anlaşma sağlanırsa o zaman Euro’da geçici de olsa toparlanmalar görebiliriz. Aksi taktirde Euro’da resesyon kaçınılmaz hale gelir.
Seda BAYKIR
TeleTrade Antalya
Kredi Değerlendirme Kuruluşları Yanlı(ş)mı Değerlendiriyorlar?
Kredi notu(diğer bir değişle reyting), uluslararası alandaki kredi verme ilişkilerinde, borç verilecek ülkelerde meydana gelebilecek önemli olaylar neticesinde kayba uğrama olasılığı şeklinde tanımlanmıştır.Net olarak ifade etmek gerekirse, taşınılan risk anlamı da çıkarılabilir.Bu not, aynı zamanda verilecek kredinin vadesini ,şartlarını,miktarını belirlemek için önemlidir.Ülkelerin reytingleri belirlenirken; ülke ekonomisinin gelir yaratma kapasitesi, dış borç birikimi, siyasi risk gibi faktörler göz önüne alınır. Son yıllarda ölçüm yapan kuruluşların bu faktörleri değil de , büyük sermaye sahiplerinin çıkarlarını mı ? dikkate aldığı tartışılan ve güven sarsan en önemli konulardandır.
Derecelendirme kuruluşları; bağımsız olup, kredi verebilme öngörüsünü sağlayan, verdikleri reytinglerle yatırımcılar ve hükümetler tarafından kullanılan kurumlar olarak tanımlanabilir. Ayrıca, sınama prosedürleri ve nesnellik şüphesiz olmalıdır.Şuanda en büyük ABD tahvil derecelendirme kuruluşları Moody’s Yatırımcı Servisi, Standard and Poor’s kurumlar ve Fitch Yatırımcılar servisi’dir.Ancak günümüzde ,zamanın en güvenilir kaynakları arasında bulunan bu kurumlar, sermaye sahipleri tarafından yönlendiriliyor ve onların çıkarları doğrultusunda spekülasyon mu yapıyorlar? sorusu akıllara geliyor.
1997 yılında Tayland’da başlayan ve önce Güneydoğu Asya’ya sonra Dünya’nın büyük bir bölümüne yayılan krizi hatırlayalım. Bu krizden hemen önce reyting kuruluşları krize giren ülkelere yüksek notlar vermişti. O zamana kadar piyasa karar mekanizmaları için büyük güven unsuru olan bu kurumlar , yatırımcıları yanlış yönlendirmiş ve kendilerine olan itimadı zedelemişlerdi. Tabi ki bu krizin suçunu tek başına derecelendirme kuruluşlarına atmak yanlıştır. Çünkü şirketleri yönetenler patronlardır. Her iki tarafında suç paylaşımı aynı olmalıdır.Ancak burada sorun, piyasa karışıklıklarından faydalanan ve büyük sermaye sahibi olan kişilerin çıkarları doğrultusunda notları yanlı(ş) belirleyen reyting kuruluşlarının denetlenememesi ve araştırma zaaflıklarından kaynaklanan güven zedelenmesidir.Kredi derecelendirme kuruluşları, 2007 yılındaki Amerika’daki mortgage krizinde, riskleri doğru hesaplayabilselerdi, bu krize sebebiyet vermeyip güven tazeleyebilirlerdi. Ancak ne yüzünden notların yanıltıldığı konusu ve bu kuruluşların artık güven vermemesi gibi konular gitgide Dünya ekonomi gündeminin vazgeçilmez şüphesini oluşturmakta.
Geçtiğimiz günlerde Standard and Poor’s, Fransa’nın da içinde bulunduğu 9 ülkenin notunu düşürdü.Fransa Maliye Bakanı not indiriminin ülkesi için felaket olmadığını ve S&P’nin açıklamasının ardından herhangi bir maliyet kısma adımı atmayacaklarını söyledi. Eskiden, yani Kredi Derecelendirme Kuruluşlarına güvenin tam olduğu zamanlarda, böyle bir reyting düşürme haberinden sonra izlenecek tutum ; sıkı mali önlemler olarak yansırdı.Şimdi ise dikkate bile alınmamasının tek nedeni bu kurumların gittikçe inandırıcılıklarını yitiriyor olmaları.Gelecekte ise Reyting ölçen bu kurumların tekrardan en büyük güven unsuru olmasının sağlanması için denetlenmeleri ve daha fazla yanlı(ş) puanlama yapmamaları gerekiyor.Bakalım ilerleyen süreçte bu kurumlar tekrar eski hallerine mi dönecekler? Yoksa yatırımcıların olumsuz bakışlarına yenilerini mi ekleyecekler?
Oğuz Ufuk AŞIK
TeleTrade Antalya
Tehlikeli Siyasi Oyunlardan Tırmanan Petrol Fiyatlarına
ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri bir süredir İran'ın petrolüne yaptırımlar uygulamak için adımlar atıyor, oluşabilecek açığın ise Körfez ülkelerinden kapatılmasını konuşuluyor. İran Basra körfezindeki petrol üreticisi komşularını petrol üretimini arttırmayın konusunda uyarılarda bulunmaktadır. İran petrol ambargosuna uğrar ve açığı başkaları kapatırsa, bunun “sonuçları olacak” şeklinde tehditvari yaklaşımlar sergilemektedir, bu durum gerginliğin kızışmasına ve tansiyonların artmasına neden olmaktadır. İran, gelirinin önemli bölümünü petrol satışından sağlamakta, üretim artışı yolunda adım atılması konusunda misillemede bulunma uyarısı yapmaktadır. İran'ın OPEC temsilcisi Muhammed Ali Hatibi, "Arap komşularımız Avrupa ve ABD ile işbirliği yapmamalı" dedi. Bu ülkelerin İran'ın petrolü yerine kendilerininkini koymaya yeşil ışık yakmaları halinde "Hürmüz Boğazı da dahil bölgede olacakların başlıca sorumlusu kendileridir" şeklinde konuşma yapmıştır. Dünya petrollerinin 1/6’sı Hürmüz Boğazından geçmektedir. İran son haftalarda boğazı kapatabileceği konusunda tehditte bulunuyor. İran Savunma Bakanı Ahmed Vahidi, Hürmüz Boğazı ve İran Körfezi'nde daha sık askeri tatbikat düzenleyecekleri konusunda açıklamasında bulundu. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapattığı haberleri arz yönlü şoklara neden olmaktadır. Aynı zamanda, Nijerya'da petrol üretimini, grevler ve hırsızlık olayları tehdit altına sokmaktadır. Bu ayaklanmalar ve İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidine tepkiler petrole yön vermeye devam etmektedir.
İran dünyanın en büyük ikinci petrol üreticisidir. Çin, Hindistan, Güney Kore, Japonya, İtalya gibi ülkelere petrol ihracı yapmaktadır. Hızla büyüyen Çin ve Hindistan daha fazla petrole ihtiyaç duymaktadır. ABD’nin yaptırım kararı ardından Ocak ayın sonunda AB’de yaptırım kararı almayı düşünüyor. Rusya ve Çin, batılı güçlerin İran’a yaptırım uygulamasına karşı çıkmaktadır. İran karşılık olarak, askeri tatbikatlar düzenlemektedir. İran, petrolünü piyasadaki yokluğunu üretim artırımıyla telafi edebileceğini belirten güney komşularını tehdit etmektedir. Petrole yön veren bir diğer önemli durum, dünyanın en büyük petrol üreticisi olan Suudi Arabistan'ın petrol fiyatlarını 100 dolar seviyesinin üzerinde tutacaklarını açıklamasıdır. İran'dan gelen açıklamalar petrolü besleyerek, 11 haziran 2011’den beri en yüksek seviyesine hazırlanmaktadır.
OECD grubu ülkeleri içinde yer alan ve dünyanın en büyük petrol tüketicisi olan ABD’nin petrol stoklarının azalmasına dair endişeler küresel arzın riske girmesine yol açmaktadır. Petrol piyasasında arz ve talep arasında hassas bir denge vardır.
Jeopolitik sebeplerle arz sıkıntısını fiyatlayan ABD tipi ham petrol varil başına 100 Dolar’ın ve Brent petrol 113 Dolar’ın üzerine çıkmasına neden olmuştur.
Nükleer programından dolayı İran'ı eleştiren Suudi Arabistan geçtiğimiz günlerde, Çin ile “Nükleer İşbirliği” anlaşmasını imzaladı. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC), küresel petrol talebinin bu yıl büyümeye devam edeceğini bildirdi. Geçen yıl % 0,9 oranında artan küresel petrol talebinin Euro Bölgesindeki kriz ve diğer ekonomik sorunlara rağmen bu yıl günlük 1,1 milyon varil artacağı yolunda izlenimler artıyor. Ham petrol üreticilerinin gelişmekte olan ülkelerde artan petrol talebini ve gelişmiş ülkelerde ham petrol stoklarının düşmesini göz önüne alarak üretimi desteklemesi gerekmektedir. Petrol fiyatları bugün hala yüksek ve küresel ekonominin toparlanmasında olumsuz etki yaratmaktadır. Uluslararası piyasalarda petrol fiyatları, 2010 yılında % 15 yükseldikten sonra 2011 % 8.7 yükseldi. Önümüzdeki aylarda bu seviyenin de üzerine çıkacağı beklentisi, küresel olarak ciddi endişeler yaratmaktadır.
Jeopolitik sorunlar petrol fiyatlarının artmasına neden olmaktadır. Sürdürülebilir ekonomik kalkınma için, kesintisiz bir enerji kaynağı gereklidir. Geçmişe dönüp bakıldığında petrol rezervleri üzerinde hâkimiyet kurmak için askeri güç kullanıldığı, birçok çatışma ve savaşın çıktığı görülmüştür, günümüzde de görülmeye devam etmektedir nitekim, bugün Orta doğuda yaşanan gelişmeler savaşa yol açabilir, keza bekleniyor olması ya da konuşulması bile ciddi oranlarda petrol fiyatlarını yükseltmektedir. Petrol fiyatları, dünya ve ülke ekonomik performansı açısından önemli göstergelerden biridir. Doğal olarak, petrol fiyatlarındaki artış ne kadar fazla ve uzun süreli ise, makroekonomi üzerindeki etki de o kadar büyük olmaktadır. İran belirsizliğinin ortadan kalkması gerekmektedir. İran'a uygulanan yaptırımların devam etmesi ciddi ekonomik hasarlara neden olmaktadır ki, Yapılan her türlü baskıya rağmen İran'ın nükleer programını sürdürmekte kararlı gözükmektedir.
Ece BOZKURT
TeleTrade İzmir
Çin'in Global Ekonomiye Etkisi
Çin Hükümeti, global riskten kaçınmak için Çin Merkez Bankası’nda döviz rezervlerini Temmuz 2011’den itibaren elinden çıkartmaya ve petrole yatırım yapmaya başladı. Çin Merkez Bankası, tarihindeki en fazla döviz rezervini Temmuz 2011 ayında 400.77 milyar dolar olarak açıklarken; bu miktar Aralık 2011’de 387,97 Milyar Dolar olarak açıkladı. İmalat sanayi verisinin büyüme gösterdiği Çin; piyasalardaki gücünü arttırmayı planlıyor. Çin’de iş sahasında kullanılmak için petrole ihtiyaç gün geçtikçe artıyor. Petrol tüketiminde dışa bağılı olan Çin’ de firmalar düşünce değişikliğine giderek, deniz aşırı ülkelere ulaşıp buradaki yerel firmalarla ortak olmaya başladılar. Çin’in devlet tarafından kontrol edilen enerji devi şirketlerden Sinopec, Kanadalı enerji şirketi Daylight’ı satın aldı. Böylelikle; Çin 2011 yılı içerisinde Kanada’da 2. Şirket alımını da gerçekleştirmiş oldu. Bunun yanı sıra; Afganistan’ın önde gelen petrol üretim firmasını satın almaya hazırlanan Çin Milli Petrol Kurumu Afganistan’ da petrol çıkartacak ilk yabancı kurum olacak. Tüm bunlara ek olarak; Haziran 2011 tarihinde; Çin İngiltere’nin önde gelen şirketlerinden Shell ve CNPC (Çin Milli Petrol Kurumu) ile global ittifak sözleşmesi imzalayarak; yeni bir şirket kurdu ve şirketin hissedar paylarını yarıyarıya paylaşıldı. Bu şirketin kurulma amaçları arasında; Çin ve diğer ülkelerde ortaya çıkabilecek olan fırsatları ortaklaşa değerlendirebilmek gaz,petrol kaynaklarını yaratıcı bir şekilde kullanarak; rakabet fiyatını düşürmek yer alıyor. Shell ve CNPC ortaklığı ile kurulan bu firma; Çin tarafından ucuza tedarik edilecek olan ekipmalar ve Shell’in çalışmaları ile Kuzey Amerika Bölgesi doğal gaz kaynaklarına ve petrol kuyularına daha geniş kapsamlı, ucuza maliyet ile ulaşmayı planlanıyor. 2011 yılı öncesinde petrol üretimi yapılayan Çin’de Petrochina Group’un katkılarıyla doğal gaz kuyuları bulundu, Shell ise petrol çıkartma faaliyetlerini yürütecek. Çinli şirketler gelecek yıllarda, ekonomik anlamda kuvvetlenerek, Kanada, Afrika ve Asya’ da petrol ve gaz yatırımı yapmayı hedefliyorlar. Bu durum; Amerika’dan sonra Dünya’nın 2. Büyük ekonomisi olan Çin’in gelecek yıllarda Dünya ekonomisinin patronu olma yolunda ilerlediğinin bir kanıtı.
Nihan ERSİN
TeleTrade İstanbul
Yunanistan Sendromu
2008 yılında ekonomik durumu pek de iyi olmayan Yunanistan’ın krize hazırlıksız yakalandığı ve aldığı önlemlerin yetersiz olduğu açıkça ortada. Hükümetin ekonomiyi kötü göstermemesi yapılan yolsuzlukların önüne geçememiş ve yapılan açıklamalarda, verilen belgelerde AB’yi atlattığı tespit edilmiştir. Borcun 300milyar€ olarak açıklanması Yunanistan ekonomisinin batmış olduğu edildi. Krizden en az zararla çıkmak isteyen Yunanistan hükümeti ise Avrupa birliğinin ön gördüğü kemer sıkma politikalarını sağlıklı bir şekilde uygulayamayıp halkın sokaklara dökülmesine neden oldu. İşsizlik oranlarının tavan yapması vergilerdeki artış maaşların düşürülmesi halkı sokaklara dökerek hükümetin istifa etmesine neden oldu. 2011 yılının bitmiş olmasına rağmen krizin her geçen gün daha da kötüleşmesi alınan kararların çıkarılan yeni kanunların sonuç vermemesi Yunanistan’ın iflas etme ihtimalini de ortaya çıkarmaktadır.
Sorunlu ülkelerdeki (Yunanistan, İspanya, Portekiz, Belçika, İtalya ve İrlanda) bankacılık sisteminin yabancı bankalara olan yükümlülükleri 4 trilyon$ tutarında. Bu borcun yarısı sadece Fransa, Almanya ve İngiltere bankalarına. Sorunlu ülkelerin borcu en çok Fransa’ya. Yunanistan’ın bankacılık sektörünün yabancı bankalara olan yükümlülüğü 184 milyar$ civarındayken bu borcun %32′si Fransa’ya ve %22’si ise Almanya’ya olan yükümlülüklerden oluşuyor.
Avrupa’nın büyük ekonomileri ile sorunlu çevre ekonomileri arasında yapısal olarak belirgin ekonomik farklılıklar var bu sebepten dolayı belli ülkeler sorun yaşarken diğerleri daha rahat durumda olası bir krizin Almanya ve Fransa gibi ülkelere de sıçrama ve genele yayılma riskini beraberinde getiriyor.
2012 yılında alınacak olan kararlın ve reformların elle tutulur bir sonuç vermemsi durumunda Yunanistan'ın temerrüde düşmesi yakın gözüküyor. Lakin Yunanistan’ın bu yıl 48milyar€ ödemesi bulunuyor.
Okan ÇAKIR
TeleTrade İstanbul
Yeni Yıl Avrupa'ya Yaramadı
Avrupa,kredi derecelendirme kuruluşu S & P'den beklenen, ama ani gelen not indirimleriyle sarsıldı. Fransa başta olmak üzere 9 ülkenin birden notu kırıldı. İtalya'nın kredi notu Kazakistan ile eşitlendi.Güney Kıbrıs ve Portekiz'in notları 'çöp' diye tabir edilen yatırım yapılamaz seviyeye çekildi.Almanya'nın ise kredi notu aynı tutuldu. Ancak Almanya'da yayın yapan Bild gazetesinin haberine göre, geçen yıl yüzde 3 büyüme elde eden ekonominin bu yıl yalnızca yüzde 0,7 büyüyeceği tahmin ediliyor.Almanya'da Bakanlar Kurulunun bu yıl ve gelecek yıla ilişkin ekonomik büyüme tahminini Çarşamba günü açıklaması bekleniyor.
Avrupalı yetkililer Standart - Poor's kurumunun kararına sert tepki gösterdi.Fransa Başbakanı Fransldua Fiyon düzenlediği basın toplantısında hükümetin ekonomik krizle mücadelede uyguladığı programları savunarak bu tür kurumların Fransa'nın politikalarını belirleyemeyeceğini ileri sürdü.Avusturya Başbakanı Werner Faymann da Standart - Poor's kurumunun ülkesinin kredi notunu düşürmesini yanlış ve anlaşılmaz bir karar şeklinde yorumladı. Avrupa'nın en büyük meselesi, krizi aşmak için uygulanan sıkı maliye politikaları sebebiyle ülkelerin adım atamaz hale gelmesi. Euro Bölgesi'nde resesyon tehlikesi had safhada.Yatırımcılar karamsar ; liderlerin krize kesin çözüm bulacağından ümitsiz.Büyümeyi destekleyici adımlar atılmaz ve istihdama öncelik verilmezse,Avrupa'nın borç krizi daha da karmaşık hale gelebilir.
İngiltere,Avrupa'nın en büyük borsası ve döviz alışveriş merkezi sayılıyor.AB ülkeleri arasında bu bağlamda en çok vergi ödemesi gereken ülke konumuna düşüyor.İngiltere şimdiye kadar Avrupa ülkelerinin ekonomik krizle mücadele bağlamında aldığı bir çok ortak kararı uygulamaktan kaçındı.Şimdi bu tür bir verginin uygulanması durumunda İngiltere kaçınılmaz olarak kıtayı ekonomik krizden kurtarmak için büyük bedel ödemek zorunda kalacak ve kendi çıkarları uğruna çekildiği rahatlatıcı inzivadan çıkararak Almanya ve Fransa gibi ülkelerin omuzuna yüklediği yükün ağırlığını paylaşmak zorunda kalacak.
Piyasalar iyi açıklanacak haberlere hasret kaldı.Dün Çin'den gelen haberler piyasaların yüzünü güldürdü.Çin ekonomisi geçen yılın dördüncü çeyreğinde yıllık bazda %8,9 büyüdü.Beklenti ise %8,7'lik bir büyüme yönündeydi. Aslında Çin , son 2,5 yılın en zayıf büyümesini kaydetti.Ancak rakamın beklentinin üzerinde gelmesi piyasalarda olumlu hava yarattı.Altın ve emtia fiyatları Çin büyüme verisiyle %1-2 yükseldi.Ancak Avrupa'da sular durulmuyor. Piyasalarda yükselişler ise endişelerle beraber uzun sürmüyor.
DERYA OK
TeleTrade İstanbul
S&P Fransız Kalmadı
Aslında bütün süreç Yunanistan'ın içerisinden çıkamadığı borç krizi ile başladı. yükselen CDSler buna bağlı olarak yükselen tahvil faizleri derken Yunanistan dış piyasaya sürekli borçlanıyordu. Peki kim alıyordu Yunanistan'ın bu yüksek faizli borçlanma kağıtlarını? Fransız bankaları başta olmak üzere dış bankalar alıyorlardı. Çünkü bu kurumlarda Yunanistan'ın temerrüte düşürül-e-meyeceği gibi bir algı oluşmuştu ve "akıllılık" yapıp bol miktarda bu ülkenin tahvili satın alındı. O dönem için risk teşkil eden bu ülkeden aldıkları tahviller ile hanelerine yüksek kar yazmayı amaçlıyorlardı. Ancak rüzgar onların istediği yöne bir türlü dönmedi, en başta ilerleyen dönemde arkalarına alacaklarını düşündekleri rüzgar çok sert şekilde karşılarından esmeye başlamıştı. Durumun kritikliğinin farkına varan Merkel ve Sarkozy ikilisi toplantı üzerine toplantı yaparak Yunanistan'ı kurtarma çabalarına giriştiler. Aslında amaç Yunanistan'ın temerrüte düşmesini engelleyip borçlarını geri ödemesini sağlamaktı. Çünkü çok iyi biliyorlardı ki borçların geri ödenmemesi ile birlikte Fransa merkezli bir bankacılık krizi Avrupa'yı daha da kötü bir hale getirebilirdi. Yunanistan konusunda bir türlü sonuca ulaşamayınca en azından bankaları kurtarabilmek adına bir şeyler yapmaya karar verdiler. Bu doğrultuda AMB limitsiz kaynak aktarabilceğini bile söyledi. Durumu yakından inceleyen kredi derecelendirme kuruluşları ise içerisinde bulunulan durumdan bir türlü çıkılamayınca Socitete Generale ve Credit Agricole gibi büyük fransız bankalarının notları kırıldı. Aslında bu uyarı niteliğinde bir karardı. Gelişen dönemde bankaların içerisinde bulunduğu halden dolayı Fransa'nın notunun tehlikede olduğu açık açık söylenirken bu duruma bir türlü çözüm bulunamıyordu. Artık Yunanistan'dan umudunu kesmeye başlayan bankalar "%50 Traş"a bile razı oluyorlardı.
Durumu yakından inceleyen S&P artık duruma daha fazla Fransız kalamayarak Fransa'nın notunu indirdi. Peki bundan sonra ne olacak? Aslında bu not kırımı ile verilen mesaj krizin gittikçe derinleşmeye başladığının net kanıtıdır. Uzun vadeli notu Fransa'ya bağlı olan Avrupa İstikrar Fonu (EFSF) ' nun notu da yine S&P tarafından kırılarak AA+ ya düşürüldü. Bu krizin çözülememesi durumunda not kırımlarının diğer kredi derecelendirme kuruluşları tarafından devam etmesi kaçınılmazdır. Kısa vadede görülen ise Avrupa'nın üzerindeki bu karabulutların o kadar da çabuk dağilmayacağıdır.
Gökhan KÖKEN
TeleTrade İzmir
Tahvil Nedir? Etkileri Nelerdir?
Tahvil; Devletin veya anonim şirketlerin ödünç para bulmak için itibari kıymetleri eşit ve ibareleri aynı olmak üzere çıkardıkları borç senetlerine denmektedir. Yani kendine kaynak bulmak isteyen devlet veya anonim şirketler, gelecekte elde edecekleri gelirlerini teminat göstererek borç senedi çıkartırlar. Ayrıca devlet tarafından çıkartılan tahvillere devlet tahvili denir vadeleri en az 1 yıl olmaktadır. Bankalar ve anonim şirketleri tarafından çıkartılan tahvillere ise özel sektör tahvilleri denmektedir. Bu kurumlar tahvilleri çıkartırken geleceğe yönelik gelirlerini teminat göstererek en az 2 yıllık vadeyle ödünç para bulmak amacıyla tahvil çıkartırlar.
- Tahvilin önemli özelliklerinden bazılarını şöyle sıralayabiliriz;
- Tahvil bir borç senedidir,
- Tahvil sahibi, tahvil çıkaran kuruluşun uzun vadeli alacaklısıdır,
- Tahvilin getirisi belli ve sabittir,
- Tahvil sahibinin bir şirkete sağladığı sermaye yabancı sermayedir.
- Devlet tahvilleri devlet güvencesinde olduğundan dolayı getirisi güvence altındadır.
TAHVİLLER NEDEN ÖNEMLİDİR ?
Tahviller ülkelerin hazineleri tarafından bütçe finansman gereksinimi için çıkartılan sermaye piyasası aracı olduğundan dolayı ekonomiyi en çok etkileyen sermaye piyasası araçlarından biridir. Devlet tahvilleri, ayrıca devlet garantisi altında olduğu için hisse senetlerine göre daha az risk taşımaktadır. Bu nedenle de özellikle kriz dönemlerinde devlet tahvilleri yatırımcılar tarafından güvenilirlik nedeniyle hisse senetlerinden daha fazla talep görmektedir. Ayrıca devlet tahvilleri karar alıcılar için öncü bir gösterge niteliğindedir. Örneğin iki yıllık Devlet tahvillerinin faiz oranlarındaki artış karar alıcıların iki yıl sonraki enflasyon oranlarının yükseleceği yönünde beklentileri olduğunu göstermektedir. Tahvil faizlerinin yükselmesinin diğer bir nedeni de piyasanın risk algılaması ile ilgilidir. Piyasada beklenen risk primi (bir yatırım aracının taşıdığı risklerin fiyatlara yansıması risk primidir.
Riskli bir yatırım aracının beklenen getirisi ile risksiz bir aracın beklenen getirisi arasındaki fark olarak da hesaplanabilmesidir.) karar alıcıların risk algılamasını da gösterdiği için önemli bir gösterge niteliğindedir.
Bu doğrultuda kriz döneminde Avrupa tahvil piyasasında yaşanan gelişmeleri 2008 krizinin etkileri doğrultusunda incelemekte fayda vardır. 2008 küresel finans krizinin etkisiyle dünya ekonomisi ikiye ayrılmıştır. Küresel krizin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere etkisi farklı şekillerde olmuştur. Özellikle gelişmiş ülkelerde büyüme rakamları oldukça düşerek buna bağlı olarak işsizlik rakamları rekor seviyelere ulaşmasına neden olmuştur. Gelişmiş ülkeler küresel çapta yaşanmakta olan bu krizin etkilerini giderebilmek için önlem paketleri çıkarmışlardır. Çıkarılan bu önlem paketleri ile birlikte, krizin etkisini azaltmak için devletlerin yapmış oldukları harcamaların artmasına, ekonomiyi canlandırmak için genişletici para ve maliye politikalarının uygulanmasına ve ülkelerin bütçe açıklarının ayrıca bütçe üzerinde ki borç baskısının artmasına sebep olmuştur. Uygulanan bu politikalar sonucunda ülkelerin bütçe harcamaları artarken, bütçe gelirleri özellikle de vergi gelirleri ciddi bir azalma yaşamıştır. Bu dönemde Euro bölgesinde finansal getirilerinde ciddi bir düşüş yaşanmıştır. Euro bölgesinde 2008 yılı ortalaması 3.3 olan finansal varlık getirileri ise 2009 yılında 1.6 ya gerilemiştir. Euro bölgesi ülkelerinin borçlarının GSYH’ ya oranı 2008 yılında 5.5 iken bu oran 2009 yılında 8.4’ e yükselmiştir. Yani ülkelerin borçlanma oranları bu dönemde çok yükselmiştir. Bu borçların bütçe üzerinde yarattığı mali baskılar ve borç yükü de artmıştır.
Yukarıda saydığımız bu makro ekonomik nedenler ışığında Avrupa tahvil piyasasını incelediğimizde uzun dönemli tahvil getirilerinin 2008 Ağustos ayından itibaren başlayan düşüş eğiliminin 2011 yılına hatta 2012 yılının ilk aylarına yansıdığı görülmekte. Bu düşüşte Avrupa birliği ülkelerinin krizin etkilerini azaltmak için uyguladıkları genişletici maliye ve para politikalarının etkisiyle oluşmuştur. Ayrıca kriz döneminde artan işsizlik rakamları ve buna bağlı olarak enflasyondaki düşüş tahvil faizlerinin de düşmesinde etkili olmuştur. 13 Ocak 2012 de kredi notu düşürülen Fransa’nın not indiriminin ardında yaptığı ilk tahvil ihalesinde beklentinin altında borçlanmasına rağmen borçlanma faizindeki düşüş dikkatleri çekti. Çeyreklik bazda Avrupa’da ki işsizliğin bir nebze olsun düşmesi üretimde yaşanan artış ve enflasyon oranındaki yükseliş tahvil faizlerinin yukarı yönlü bir eğilim kazanmasına neden olmasına katkı sağlasa dahi başarılı sonuç alınamamıştır. Tahvil faizlerinin bu yukarı yönlü hareketinde ülkelerin bütçelerinde meydana gelen aşırı borçlanmanın da etkisiyle bütçeye finansman yaratmak isteyen hazinelerinde etkisi olmuştur.
Son yaşanan İtalya, Yunanistan ve İrlanda kriziyle de Avrupa ve ABD hükümetlerinin de açıkladıkları son tahvil alımları hakkındaki haberler ile son zamanlarda da tahvilin ekonomi için ne kadar önem taşıdığını görmekteyiz. ABD hükümetinden açıklanan tahvil alımlarına devam edileceği haberlerinin yayınlanması ayrıca Avrupa ekonomisinin riskli ülkelerin tahvillerini toplamaya devam edeceği bu programdan vazgeçmeyeceğini söylemesi ile Avrupa’nın sorunlu ülkeleri olarak adlandırılan Yunanistan, İrlanda, Portekiz, İtalya İspanya’nın uzun dönem tahvil faizleri oldukça yükseliş göstermiştir. Ayrıca bu sorunlu olarak nitelendirilen ülkelerin tahvil getirileri ile Almanya’nın tahvil getirilerini karşılaştırırsak aradaki açığın büyüdüğü görebilmekteyiz. 16 Ocak 2012 tarihinde yapılan karşılaştırma ise bu açığı çok net sergilemekte. Portekiz – Almanya 10 yıllık tahvil faiz farkı 1214 baz puanla rekor seviyeye ulaştığı açıklandı.
Avrupa Birliği’ni Almanya’nın ayakta tutması ve sorunlu ülkeler olarak adlandırılan PIGS ( Portekiz, İrlanda, Yunanistan, İspanya) ülkeleriyle kıyaslanması ise Almanya’ nın Dünya merkez bankaları arasında en yüksek bağımsızlığa sahip olması ve makro ekonomik veriler yönünden sürekli olumlu haberler geliyor olması ekonomik sorunu işsizliğe çözüm bulabiliyor olmasıdır. Genel olarak Avrupa birliğinin ortak para birimi olan euronun geleceği ise pek iç acıcı gözükmemektedir. Çünkü ekonomisi zayıf euro ülkelerinde uygulanacak olan tasarruf planları uygulamalarına karşı çıkanlar olması, özellikle Almanya’nın euro ya yabancılaşması, riskli ülkelerin tahvillerine talep az olmasından dolayı hatta tek alıcıların ECB olmasından dolayı 2012 yılının euro için kötü başladığı ve kötü sonlanabileceği senaryoları kuvvetlenmekte.
Dilek KARAMAN
TeleTrade İzmir
